Yasemin TAŞKIN
30.05.2009
Orhan Pamuk bir süredir yaşadığı Venedik üzerine Venedik'te Öpüşmek adlı bir deneme yazdı. SABAH, dün La Repubblica gazetesinde yayımlanan denemenin orijinal metnini sunuyor
Bir süredir Venedik'te yaşayan Nobelli yazar Orhan Pamuk'un La Repubblica'da yayımlanan Venedik'te Öpüşme adlı denemesi yazarın, Venedik'e bir armağanı "Rialto köprüsü yakınlarında bir yerde, balık pazarının hemen orada bir çift öpüşüyordu. Adam da kadın da iyi giyimli, uzun boylu, yakışıklı ve güzeldiler.
Çevrelerinde Venedik'i Venedik yapan mimari ayrıntılar, gotik pencereler, ve batan güneşin akşam vaaktinin hoş, yumuşak ışığı ve turuncumsu, pembemsi renkleri vardı.
Büyük Kanal'ın (Grand Canal) hemen yanında, boş bir alandaydılar.
Kendilerine dönmüş, kollarını birbirlerinin vücutlarına dolamış bütün dünyayı unutmuşlardı.
Gene de, bir an kendime, "acaba kameralar nerede?" diye sormadan edemedim. Sonra, öpüşen bir çifte, merakla bakmanın, yakışıksız olacağını düşünerek başımı öte yana çevirdim. Başkalarının mutluluğu, herkes gibi beni de biraz mutsuz eder, ama bu sefer böyle bir gölge geçmedi ruhumdan.
Belki de Venedik'e bu sefer mutlu olmaya geldiğim için.
İçtenlikle öpüşen çifte hafiflikle, mizahla bakabilmenin bir başka nedeni de, bu konularda, en son romanım Masumiyet Müzesi'nde epeyce kalem oynatmış
olmam. Batı medeniyeti dışında, özellikle Müslüman ülkelerinde yaşayan benim gibi milyonlarca kişi dudaktan öpüşen iki sevgiliyi (tabii dudaktan öpüşmek için illaki sevgili olmak gerekmez) günlük hayat içersinde asla göremez. Batı dışındaki dünyada dudaktan öpüşmek, (Brejnev ile Gromiko dışında) ya ev içlerinde, yatak odalarında yapılır ya da filmlerde.
Benzerim yüz milyonlarca, milyarlarca dünya vatandaşı gibi ben de dudaktan öpüşmeyi hayatımda ilk defa sinemada gördüm-çocukluğumda Türkiye'de daha televizyon yoktu.
Öpüşürken, burunları birbiriyle çarpışmıyor mu diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Sinema tarihinin en güzel, en unutulmaz öpüşme sahnesini, Hitchcock çekmiştir, ama sanıldığı gibi Notorious filminde değil, North by Northwest filmindeki tren sahnesinde.
Burada, Chicago treninin dar kompartımanında Cary Grant ile Eva Marie Saint öpüşürlerken kendi çevrelerinde dönerek neredeyse tam bir daire çizerler. Belki de öpüşmenin ne kadar başdöndürücü bir şey olduğunu sinemaseverlere hissettirmek için. Ama bu filmleri, öpüşme sahnelerini, kamera karşısında dönen çiftleri gençliğimde İstanbul sinemalarında seyrederken, -belki de doya doya öpüşebildiğim bir sevgilim hâlâ olmadığı için- yapaylıktan şikâyet ederdim.
Gençliğimde, sokakta öpüşen iki kişiyi hayatımda ilk defa, İstanbul'un zenginlerinin yazlığa gittiği bir mahallede gördüm. Kamera karşısındaki iki yıldız yönetmenin "motor" (action) demesiyle, önce ellerindeki naneli- mentollu sprayden ağızlarına fısfıs iki kere sıkıyor, sonra öpüşüyorlardı.
Türk gazetelerinde "artık sarımsak yedikten sonra, utanmayacaksınız!" diye reklamı yapılan (ve bugün çoktan unutulmuş olan) bu spray bizim mahallenin hiç öpüşmeyen kızları arasında bir dönem moda olmuştu.
Venedik'deki ilk günlerimde Rialto yakınlarındaki güzel çiftten başka, sokaklarda öpüşen sayısız çift gördüm.
Onları gördükçe, sinemaları bana hatırlatan bir başka şey, öpüşenlerin arkasında, tıpkı filmlerdeki gibi hep güzel bir manzara olmasıydı. Güzel bir manzara görünce bizleri, öpüşmeye çağıran şey nedir? Bu dünyanın ve hayatın aslında ne kadar güzel olabileceğini bir an fark etmek olmalı bu. Ayrıca, turizm istatistikleri ve evlilik uzmanları, en mutsuz çiftlerin bile tatillerde, birbirlerine daha yaklaştıklarını söylüyorlar. Ama her güzel manzara biz de öpüşme isteği, ya da mutluluk uyandırmaz. Bazı manzaralar bizde korku, hatta metafizik endişe, bazıları rahatlık ve huzur, bazıları da, İstanbul'da bana olduğu gibi hüzün uyandırır. Tıpkı bazı şehirlerin çalışılacak bir yer, bazılarının eğlenilecek, bazılarının hiç durmayıp kaçılacak, bazılarının tatil yapılacak, bazılarının kederlenecek, bazı şehirlerin de ölünecek bir yer olması gibi, Venedik de oraya koşan pek çok turist için mutlu olunacak bir yer. Bu dünyada mutlu olunabileceğini Venedik manzarasının derinliğini içimizde hissedince anlıyoruz. Bu sevinç belki bizleri öpüşmeye davet ediyor...
Bin yıllık Venedik-İstanbul ilişkilerinden söz ederek bana bir hoşgeldin ödülü veren nazik Veneto valisi, (governer) törenden sonra, çok güzel bir kadına sahip olmakla gururlanan bir erkek gibi, beni bir kenara çekti ve odasından manzarayı gösterdi. Grand Canal'a bakan balkona çıktık. Karşımda şahane bir manzara, yaşayan bir Canaletto gördüm. "Şuradan manzara daha da güzel olmalı" dedi vali, yandaki palazzonun balkonunu işaret edip gülümseyerek.
O balkon bu dünyada mutlu olunabileceğini hissedip öpüşülecek en uygun yer olabilir.
Bir süredir Venedik'te yaşayan Nobelli yazar Orhan Pamuk'un La Repubblica'da yayımlanan Venedik'te Öpüşme adlı denemesi yazarın, Venedik'e bir armağanı "Rialto köprüsü yakınlarında bir yerde, balık pazarının hemen orada bir çift öpüşüyordu. Adam da kadın da iyi giyimli, uzun boylu, yakışıklı ve güzeldiler.
Çevrelerinde Venedik'i Venedik yapan mimari ayrıntılar, gotik pencereler, ve batan güneşin akşam vaaktinin hoş, yumuşak ışığı ve turuncumsu, pembemsi renkleri vardı.
Büyük Kanal'ın (Grand Canal) hemen yanında, boş bir alandaydılar.
Kendilerine dönmüş, kollarını birbirlerinin vücutlarına dolamış bütün dünyayı unutmuşlardı.
Gene de, bir an kendime, "acaba kameralar nerede?" diye sormadan edemedim. Sonra, öpüşen bir çifte, merakla bakmanın, yakışıksız olacağını düşünerek başımı öte yana çevirdim. Başkalarının mutluluğu, herkes gibi beni de biraz mutsuz eder, ama bu sefer böyle bir gölge geçmedi ruhumdan.
Belki de Venedik'e bu sefer mutlu olmaya geldiğim için.
İçtenlikle öpüşen çifte hafiflikle, mizahla bakabilmenin bir başka nedeni de, bu konularda, en son romanım Masumiyet Müzesi'nde epeyce kalem oynatmış
olmam. Batı medeniyeti dışında, özellikle Müslüman ülkelerinde yaşayan benim gibi milyonlarca kişi dudaktan öpüşen iki sevgiliyi (tabii dudaktan öpüşmek için illaki sevgili olmak gerekmez) günlük hayat içersinde asla göremez. Batı dışındaki dünyada dudaktan öpüşmek, (Brejnev ile Gromiko dışında) ya ev içlerinde, yatak odalarında yapılır ya da filmlerde.
Benzerim yüz milyonlarca, milyarlarca dünya vatandaşı gibi ben de dudaktan öpüşmeyi hayatımda ilk defa sinemada gördüm-çocukluğumda Türkiye'de daha televizyon yoktu.
Öpüşürken, burunları birbiriyle çarpışmıyor mu diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Sinema tarihinin en güzel, en unutulmaz öpüşme sahnesini, Hitchcock çekmiştir, ama sanıldığı gibi Notorious filminde değil, North by Northwest filmindeki tren sahnesinde.
Burada, Chicago treninin dar kompartımanında Cary Grant ile Eva Marie Saint öpüşürlerken kendi çevrelerinde dönerek neredeyse tam bir daire çizerler. Belki de öpüşmenin ne kadar başdöndürücü bir şey olduğunu sinemaseverlere hissettirmek için. Ama bu filmleri, öpüşme sahnelerini, kamera karşısında dönen çiftleri gençliğimde İstanbul sinemalarında seyrederken, -belki de doya doya öpüşebildiğim bir sevgilim hâlâ olmadığı için- yapaylıktan şikâyet ederdim.
Gençliğimde, sokakta öpüşen iki kişiyi hayatımda ilk defa, İstanbul'un zenginlerinin yazlığa gittiği bir mahallede gördüm. Kamera karşısındaki iki yıldız yönetmenin "motor" (action) demesiyle, önce ellerindeki naneli- mentollu sprayden ağızlarına fısfıs iki kere sıkıyor, sonra öpüşüyorlardı.
Türk gazetelerinde "artık sarımsak yedikten sonra, utanmayacaksınız!" diye reklamı yapılan (ve bugün çoktan unutulmuş olan) bu spray bizim mahallenin hiç öpüşmeyen kızları arasında bir dönem moda olmuştu.
Venedik'deki ilk günlerimde Rialto yakınlarındaki güzel çiftten başka, sokaklarda öpüşen sayısız çift gördüm.
Onları gördükçe, sinemaları bana hatırlatan bir başka şey, öpüşenlerin arkasında, tıpkı filmlerdeki gibi hep güzel bir manzara olmasıydı. Güzel bir manzara görünce bizleri, öpüşmeye çağıran şey nedir? Bu dünyanın ve hayatın aslında ne kadar güzel olabileceğini bir an fark etmek olmalı bu. Ayrıca, turizm istatistikleri ve evlilik uzmanları, en mutsuz çiftlerin bile tatillerde, birbirlerine daha yaklaştıklarını söylüyorlar. Ama her güzel manzara biz de öpüşme isteği, ya da mutluluk uyandırmaz. Bazı manzaralar bizde korku, hatta metafizik endişe, bazıları rahatlık ve huzur, bazıları da, İstanbul'da bana olduğu gibi hüzün uyandırır. Tıpkı bazı şehirlerin çalışılacak bir yer, bazılarının eğlenilecek, bazılarının hiç durmayıp kaçılacak, bazılarının tatil yapılacak, bazılarının kederlenecek, bazı şehirlerin de ölünecek bir yer olması gibi, Venedik de oraya koşan pek çok turist için mutlu olunacak bir yer. Bu dünyada mutlu olunabileceğini Venedik manzarasının derinliğini içimizde hissedince anlıyoruz. Bu sevinç belki bizleri öpüşmeye davet ediyor...
Bin yıllık Venedik-İstanbul ilişkilerinden söz ederek bana bir hoşgeldin ödülü veren nazik Veneto valisi, (governer) törenden sonra, çok güzel bir kadına sahip olmakla gururlanan bir erkek gibi, beni bir kenara çekti ve odasından manzarayı gösterdi. Grand Canal'a bakan balkona çıktık. Karşımda şahane bir manzara, yaşayan bir Canaletto gördüm. "Şuradan manzara daha da güzel olmalı" dedi vali, yandaki palazzonun balkonunu işaret edip gülümseyerek.
O balkon bu dünyada mutlu olunabileceğini hissedip öpüşülecek en uygun yer olabilir.